|
Bir Başka Açı Fincanı Oyarlar mı Oymazlar mı? emriye yalçındağ Huyumdur, dinlemeden anlamadan hiç konuşmam. Hep birileri konuşur, ben dinlerim. Sonra bir iki çift söz ben de ederim. Kimi dinler kimi dinlemez. Bazen isyan ettiğim de olur memleketimin hallerine. Cumhurbaşkanlığı tartışmaları ile gelen seçim sürecinde de hiç konuşmadım. Hep sustum. Memleketimin hallerine bakıp durdum, pranga mahkûmu adam gibi, çaresiz… 22 Temmuz sabahı “yarınların çoğunluğunda var olacağım” edasıyla koştum sandık başına. Aslında sandık başında anlamıştım o günün akşamında “fincanı taştan oyarlar” türküsünün bana ve benim gibilere hitaben söyleneceğini… 28 Şubat mantığı ile başlayan, Vural Savaş’ın açtığı parti kapatma davasıyla devam eden süreç, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı tartışması ile şekillenip, % 47 ile noktayı koydu. Bu durumda AKP’ye karşı, Laik devletin ve Cumhuriyetin kazanımlarını koruma adına yapılanlar ve yapanlar, 22 Temmuz akşamı azınlık durumuna düştü. 22 Temmuz akşamı ibreler % 47’yi gösterdiği saatlerde AKP Genel Merkezinde herkes Başbakanın konuşma yapmasını bekliyordu. Beklenen başbakandı ama sahaya ilk çıkan Abdullah Gül ve türbanlı eşi oldu. Sayın Gül ve sayın eşi büyük bir coşku ile halkı selamlıyorlardı. Ben de çöküp kaldığım yerimden onları selamlıyordum. Futbol maçlarından aşina olduğum o türkü kulaklarımda çınlıyordu. “Fincanı taştan oyarlar”… Ne yapsalar haklarıydı. Bu seçim Sayın Gül ve sayın eşinin türbanı tartışmaları neticesinde öne alınmıştı. Şimdi seçimden büyük bir zaferle çıkmışlar ve kendilerine bu mutluluğu tattıran halkı selamlıyorlardı. Onca tartışmanın göbeğinde kalan ve bu süreçte çok fazla üzülen bu iki insanın % 47 gibi bir zafer karşısında mutlu olmaları kadar doğal ne olabilir ki? Bu son derece normal bir durumdu. Normal olmayan genel başkan ve başbakandan önce o kürsüden halkı selamlıyor olmalarıydı. Bu açık bir meydan okumaydı. Peki, kim ya da kimlere okunuyordu bu meydan? Aylarca kendilerini üzen herkese Adına “Cumhuriyet mitingi” denen hareketlere ve o hareketlerin içinde yer alanlara. O mitinglerden kendine pay çıkaranlara. En çok da Sayın Baykal’a Bizim takım küme düştü. Karşı takımın seyircileri coştukça coşuyor. Fincanı taştan oyarlar balam oyarlar… Şimdi ne olacak? Sayın Gül Cumhurbaşkanı olacak mı olmayacak mı? Sayın Gül Cumhurbaşkanlığı konusunda diretmez ve Çankaya’ya tarafsız bir isim gelirse mesele yok. Sayın Gül Cumhurbaşkanı seçilip Çankaya'ya çıkarsa iki mesele var. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından sakıncalı bulunan kararnameleri Sayın Gül de imzalamazsa mesele yok. İmzalarsa iki mesele var… Bu iki meselenin ne olduğu aşağıdaki yazı ile daha iyi özetlenecektir.
2. Dünya Savaşında 2 Yahudi Almanlara esir olmuştur. Bunlardan biri diğerine kendilerine ne yapacaklarını sorar. O da baslar anlatmaya: “2 ihtimal var ya bizi öldürürler ya da esir kampına yollarlar. Öldürürlerse sorun yok, kampa gidersek 2 ihtimal var: ya kursuna diziliriz ya da gaz odasında öldürülürüz. Kurşuna dizilirsek sorun yok, gaz odasına gidersek 2 ihtimal var: bizden ya sabun yaparlar ya da kağıt. Sabun yaparlarsa sorun yok, kağıt yaparlarsa 2 ihtimal var: ya gazete kağıdı oluruz ya da tuvalet kağıdı. Gazete kağıdı olursak sorun yok, tuvalet kağıdı olursak işte o zaman boku yedik". Sevgilerimle
Domuz öldü George W. Bush soförüyle bir kır gezisine çıkar. Arabayla giderken bir tavuğu ezerler. Meseleyi tavuğun sahibi olan çiftçiye kim anlatacak diye düşünürken Bush âlicenap bir tavırla soförüne şöyle der: "Bana bırak. Ben Dünya'nın en güçlü adamıyım. Çiftçi bana muhakkak anlayış gösterecektir." Bush çiftçinin evine girer ve bir dakika sonra da nefes nefese kosarak geri döner. Göz morarmış, surat dagılmış haldedir. Şoförüne "Çabuk toz olalım burdan!" der. Aksilik bu ya, arabayla daha 20 metre gitmeden bu defa da orada gezen bir domuzu ezerler. Bush korkulu gözlerle şoförüne bakar ve "Şimdi adama gidip söyleme sırası sende!" der. Şoför çiftliğe gider. Bush da arabada bekler. 10 dakika, 20 dakika 30 dakika derken....Şoför bir saat sonra sarkı söyleyerek, gülerek, cepleri para dolu ve kolunda irice bir meyve sepeti ile geri gelir. Bush şaşkın bir halde sorar: "Çiftçiye ne dedin ki bu kadar ikrama boğdu seni?" "Valla ben de anlamadım" der Şoför. "Ben ona sadece şöyle dedim: Iyi günler. Ben George Bush'un şoförüyüm. Domuz öldü!
|